Anasayfa / Genel / Bir Köyün Tarihi ve Kültürü

Bir Köyün Tarihi ve Kültürü

12745861_644017205737777_471349692985895048_nKurudere Köyü; Balıkesir ilinin Savaştepe ilçesine bağlı bir köydür.
13.yüzyılda Balıkesir Savaştepe Bölgesi Türklerin hâkimiyetine geçmesiyle, doğudan gelen Türklerin Oğuz boyundan olan Yörük ve Türkmen aşiretleri bölgeye yerleşir. Savaştepe bölgesine yerleşenlerden, Hardal, Karakeçili, Kılaz, Kubaş ve Çaparlı Yörük aşiretlerinin bir kısmı Savaştepe yöresinde bulundukları obalarda, bir kısmı da kışlak yaylak olarak Ege bölgesinin değişik yerleri ile Savaştepe arasında yüzyıllar boyu göçebe olarak yaşamışlardır.

19.yüzyılın sonlarına gelindiğinde, hızla çöküşe geçen ve yapılan savaşlarda büyük kayıplar veren Osmanlı İmparatorluğu yeni açılan cephelere güç katmak amacıyla Anadolu’ dan uzun süredir asker alımları yapmaktaydı, Bu nedenle devlet; batı Anadolu’da yerleşik hayatı benimsememiş konar göçer yaşayan Oğuz Boyu Yörüklerinin obalarında ki asker çağına gelenlerin kayıtlarını belirlemede büyük sıkıntılar yaşıyordu, bunun yanında uzun yıllardan beri yapılan yenilik ve reform hareketleri çerçevesinde devlet tarafından batı Anadolu da konar göçer yaşayan Yörüklerin yaşam tarzını sonlandırmak için bazı girişimlerde bulunulsa da hayata geçirememişti, son olarak yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı, ülke içerisinde sosyal sorun haline gelen bu durumla ilgili yöredeki Yörüklerin yerleşik hayata geçirilmesi için devlet kesin karar almış ve 1865 yılında Padişah tarafından yayımlanan fermanla Bursa Hüdavendigarı (eyalet valisi) olan Ahmet Vefik Paşa, batı Anadolu da tüm Yörük obaları zorla iskana zorlamıştır. Devletin bu fermanını tüm yörük obalarının karşı çıkmasına rağmen uygulamaya geçiren Ahmet Vefik Paşanın adı halk arasında uzun yıllar “Çadır Yırtan Paşa” olarak anılmıştır.

1865 yılına müteakip, asırlardır Dikili-Bademli ile Balıkesir Savaştepe arasında göç ederek yaşayan Oğuz Türkleri Kayı Boyu Hardal Yörüklerinden olan bu günkü Kurudere köyü halkının ilk sülaleleri, savaştepe yöresinde (yaylakta) oldukları yaz aylarına gelen bir dönemde, çağlardır merkezi yönetimden kopuk, ataerkin olarak süregelen göçebe yaşamını zorla terk etmek zorunda kalmışlar ve konum itibariyle bu günkü Kurudere köyü dolaylarında olmalarından dolayı burada yerleşik hayata geçmişlerdir.

Aynı zaman dilimi içerisinde Yörede yerleşik hayata geçen Oğuz boyu Yörüklerinden Karakeçili, Hardal, Klaz, Kubaş ve Çaparlı Yörük aşiretlerinin kurduğu köylerin tarihi yukarıda anlatılanlarla aynı paraleldedir. Yörüklerin yerleşik hayata geçmeden önceki Savaştepe yöresindeki Türklerin yerleşik halkı Manav diye tabir edilen Savaştepe, Sarıbeyler, Yeşilhisar, Yazören Urbut, gibi yerleşim yerleri ile birlikte, Bulgaristan da bulunan Türklerin 1893 de göç edenlerinden yörede Muhacir diye tabir edilen 2 köy ile Çetmi Türkmenlerinden 1 köy olmak üzere günümüzde Savaştepe İlçesi, bir Nahiye, 48 köy, 9 mezrası vardır.

Kurudere Köyünün Adının Nerden Geldiği:

Köyün Kurudere ismini alması ile ilgili olarak ismin veren kişi, isminin verildiği bir olay ve kayıt bulunmamaktadır. Osmanlı dönemi arşivlerinde köyün adı kurudere olarak geçmektedir. Köy Cumhuriyet dönemi ile birlikte köy tüzel kişiliğini almasıyla kayıtlara Kurudere olarak geçmiştir.

Günümüze kadar kuşaktan kuşağa aktarılan rivayetlere göre;

1.Rivayete göre, Yörüklerinin yerleşik hayata geçmesiyle köye ilk yerleşen sülalelerinin yaşadığı yıllarda, köyün kuzey batı kısmında bu günkü adıyla Ötüyüz veya Haceli boğan dere denilen kurak bir vadide iskan eden Hardal Yörüklerinden kalabalık bir sülale (karaveliler) kuraklıkla başa çıkamaması sonucu 1880 – 90 yılları arasında köye göç etmiştir. köy halkı tarafından ilk yıllarda bu sülaleden “Kuru dereden gelenler” diye bahsedilmiş, çevrede bulunan köylerde yaşayanlar tarafından da “kuruderelilerin geldiği köy, köyden başka bir yerleşim yerine gidene kurudereliler geldi gitti” diye sürekli bahsedilmesi neticesinde köyün Kurudere ismiyle anılmaya başladığı şeklinde,

2.Rivayete göre, Kurudere köyünden geçen derenin köyün kuzeyinde kalan yerleşim yerleri tarafından sulama amaçlı olarak bentle kesilmesi nedeniyle, derenin yılın büyük bir zamanında kuru kalması sonucu Kurudere olarak anıldığı şeklindedir.

Son rivayete göre ise dere yakınında kurulan köyün, çevre köylere göre su kaynaklarının (çeşme) az olmasının dereyle özdeşleştirilerek isminin Kurudere olarak anıldığı şeklindedir.

Demografik yapısı:

Köy halkı etnik köken olarak 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu nun kapısının Türklere açılmasıyla birlikte göç eden Oğuz Türklerinin Bozoklar kolundan olan Kayı boyunun Hardal Yörüklerindendir. inanç olarak da İslam dininin Sünni kolundan olup, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin (ibadet,iş) mezhebini benimsemişlerdir. Asırlar boyu İzmir’in Dikili ilçesi Bademli-Yahşibey (Elbedir)-Karadağ dolayları ile Savaştepe yöresi arasında yüzyıllarboyu Kışlak-Yaylak olarak göç ederek yaşamışlardır. Kurudere köyünün atlarının köyün bu günkü olduğu yere yerleşimi 1865 yıllarına takiben batı Anadolu’daki Yörük oymaklarının yerleşik hayata geçmesiyle başlamıştır.

Kurudere köyünün olduğu meranın, yörüklerin yerleşik düzene geçmesinden önce Sarıbeyler nahiyesine ait olduğu, Yörüklerin yerleşik hayata geçmesiyle birlikte ise ilk olarak Hardal yörüklerinden olan sülaleler olmak üzere zamanla çevreden değişik nedenlerden dolayı bazı sülale veya ailelerin de köye yerleşmesiyle bu günkü yapısını almıştır.

Köyde yerleşik hayata geçmiş ilk kuşak ve ikinci kuşak yoksulluk, salgın hastalıklar ve savaşlarla işgallerle mücadele etmesinden dolayı çocuk sayısı sınırlı kalmış, üçüncü kuşak ise Osmanlı ve Cumhuriyet ara döneminde kalmış yoksul sayılabilir fakat çocuk sayısı kişi başına ortalama yedi-sekiz olarak ortaya çıkmış, dördüncü kuşak maddi imkânları ve yaşam şartlarının daha iyi olmasına rağmen çocuk sayısı üç-dört ile sınırlı kalmıştır, günümüzde ise çocuk sayısının 2 veya 3’tür. Çok eşlilik geçmiş dönemlerde nadiren görülse de hiç benimsenmemiştir. Kurudere köyünde yapılan evlilikler 1960 lara kadar genelde köy içinden ikinci ve üçüncü derece uzaktaki akrabalarla nadiren birinci derecedeki akrabalar ile gerçekleşmiş, bu yıllardan sonra komşu köylerden yoğun kız alışverişleri ile evlilik gerçekleşmiştir. Köyde Feodal (aşiret) yapılanma şekli geçmiş dönemler dahil hiç görülmemiştir, 1970’li yıllara kadar büyük sülale ve aile yapısı korunmuş ise de 70’li yıllardan itibaren özelliklede 80’li yıllardan sonra değişen ülke ve bölge koşullarından dolayı küçük aile yapısı kendiliğiyle oluşmuştur.

Köyde 1914 ve 1916 Yıllarında Görülen Çekirge Felaketleri;

1914 sonbaharında yörede olduğu gibi köyde de görülen Kızıl çekirge felaketi sonucu tüm ekinler ve ürünler tahrip olur. Aynı çekirge felaketi 1916 yılında da devam eder, ekili mahsullerin tamamı, ot ve çalı yaprakları dahil çekirgelerin istilasına maruz kalır, bu felaket sonucunda kıtlık köyleri kasıp kavurmuştur, bölge insanının, mısır koçanlarını öğütüp ekmek yaptığı, ardıç tohumlarını ve ayrık otlarının köklerini yedikleri, bu dönemi yaşayan yöre insanının anlattıklarından bazılarıdır. Köyün Çardakalanı mevkiinde, o döneme ait köylüler tarafından itlaf edilen çekirgelerin gömüldükleri çukurların yerleri günümüzde de hala belirgin olması, köylülerin bu felaket karşısında yaptıkları amansız mücadelenin ne derece zorlu geçtiğini göstermektedir.

Birinci Dünya Savaşı Sonrası Yunan İşgali ve Köy:

Birinci Dünya Savaşı sonucunda 15 Mayıs 1919 da Yunan ordusu İzmir’i işgal eder. Ege Bölgesi’nin ve demiryolu güzergâhlarını izleyen Yunan yayılması karşısında, Balıkesir’de Redd-i İlhak Cemiyeti adı altında ilk Kuva-yî Millîye Haziran’ın ilk haftasında kurulur. Başlarında milis komutanı Balıkesir’li Hulusi Beyin bulunduğu, Yüzbaşı Kemal’in komuta ettiği Balıkesir’deki 20 er ile 150 kadar gönüllü birlik haziran ayının Haziran’ın 14’ünde Savaştepe’ye gelerek gönüllü Kuva-yi Millîyeciler bu birliğe çağırır, Kaynaklarda Kurudere Köyünden katılan kişilerden adları bilinenler; Delibıçak, İbrahim, Mustafa’dır. Tam donanımlı Yunan ordusunun ilerleyişi karşısında Savaştepe’nin güneyinde bulunan Çomaklı cephesi düşünce milis kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalmış, yoksulluk ve salgın hastalıklarla mücadele edildiği bir dönemde gelen işgal karşısında yörede de büyük bir direniş gösterilememiş ve 28/29 Haziran 1920 tarihinde Savaştepe yöresi Yunanlılarca işgal edilmiştir. Karacalar köyü yakınında da müfreze birlik bulunduran Yunanlılar Kurudere köyü ve çevredeki bütün köylere dolaşarak acımasız davranışlarıyla halkta psikolojik baskı oluşturmuşlardı. Atatürk komutasındaki Kuva-i Milliye güçlerinin yunanlılara karşı verdiği mücadele neticesinde, 6 Eylül 1922 tarihinde sessizce Yunanlıların tren yoluyla kaçmalarıyla Savaştepe yöresi işgalden kurtulmuştur. Köyde işgal dönemini yaşayan büyüklerin anlatılanlarından bazıları; işgalden kısa bir süre sonra işgalci Yunan askerlerinin hayvanlara, yiyeceklere ve eşyalara el koymaları ile namusa göz dikeceği endişesiyle köy halkının köyün kuzeybatısında bulunan Göklütepe denilen mevkie geçici olarak göç ettiği, burada geçici yaşam alanları yapıldığı, genç kızları yüzlerine alımlı olmasın diye kazan karası sürüldüğü yaşlı kadın elbiseleri giydirildiği anlatılırdı. Ayrıca yörede Yunan işgalinin günümüze kadar bıraktığı iz ile ilgili olarak kötü kişilikli olanlara hala yunan denilmesi, örneğin (Yunan gavuru – Yunan gavurunun – Yunan yapmaz senin yaptığını vb.) deyimler hala kullanılmaktadır

Kültür (Gelenek ve Görenekler):

Gelenek ve Görenekler yüzyıllar öncesinden beri süregelir. Halkın sevinçleri ve üzüntüleri (düğünler, yemekler, eğlenceler, inançlar, acılar) bir yörenin kültürün oluşmasında ve halkın sosyal yaşamını belirlenmesinde en büyük etken olmakla beraber kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar ulaşır,

Söz Kesme ve Nişanlanma, Evlenecek olan çift için görücü usulü veya anlaşma yoluyla olsun aileler arasında mutabakat sağlandıktan sonra, konunun herkese duyurulması için, küçük nişan veya büyük nişan adı altında merasim düzenlenir, küçük nişan aileler ve yakın akrabalarında katıldığı yüzük ve takı töreni şeklinde, büyük nişan ise herkesin katılımı ile eğlenceli olarak yapılan törendir. Nişan töreninin ev sahipliğini kız tarafı üstlenir. Nişan ile evlilik arasındaki geçen süre içerisinde kız ve erkek evlerinin bir birlerine hediye ve ziyaret amaçlı gidiş gelişlerine heybe götürme denir. Ayrıca düğün eğlencelerinde oyun oynarken söz kesilen veya nişanlanan kızın omuzlarına ve başına erkek annesi tarafından basma yazma türü şeyler atılır,

Kurudere Köyünde Düğünler, Sosyal yardımlaşmanın ve kaynaşmanın yaşandığı düğün merasimleri köyde hafta sonları Cuma günü öğleden sonra başlar ve Pazar günü akşam vakitleri sona erer, geçmişten gelen gelenekler bu düğün süreci içerisinde tam anlamıyla yaşanır.

Köydeki Düğün Evresini Üçe Ayrılır,

Birinci güne halk arasında dibek denir, bu gün düğün için son hazırlıkların yapıldığı, düğün yemeklerinin hazırlandığı gündür. Akşamında erkek evinde oğlan kınası denilen bayanların oyunlu eğlencesi ile akabinde de meydan ocağı denilen köy meydanında erkeklerin oyunlu eğlencesi olur, köyde elektriğin olmadığı dönemlerdeki düğün eğlencelerinde, köy meydanında büyük bir ateş yakılırmış ve bu şekilde eğlenilirmiş Meydan Ocağı ismi buradan gelmektedir

İkinci günde köylü tarafından kına eti denilen kız ve oğlan evlerinin karşılıklı hediye – davetiye götürme törenleri, gelin çeyizinin (sepi) sergilendiği, misafir davetiyelerin kabul edilip karşılandığı, gün boyu eğlenilebilinen, düğün yemeklerinin dağıtılıp yenildiği, akşam gelin evinde düzenlenen kına gecesinin akabinde meydan ocağında çevre köylerinde katıldığı erkek oyunları ile günün her bölümü dolu dolu yaşanır. Düğün Oyunları bayanlarda eskiden Eşme adlı kaşıklı yöresel oyun, erkeklerde ise Harmandalı ile Soğuk kuyu isimli zeybek oyunları yaygın şekilde oynanırdı. Düğün sahibinin belirlediği Bayraktar diye tabir edilen köyün seçkin gençlerinden üç dört kişi düğünde özellikle eğlence kısımlarını organize eder, meydan ocağının sevk ve idaresini sağlar, bayraktarlar bellerine basma ve yazmalar takarak kendine diğerlerinden ayırır.

Son gün olan 3. günde ise  gelin alma günüdür, bu günde yemek verilir dağıtılır, gelin alma merasimi ikindi vakitlerinde oğlan evinin kalabalık bir konvoy eşliğinde kız evine gitmesiyle başlar, Bayraktarların Türk Bayraklı köyün sancağı öncülüğünde gençlerin oluşturduğu guruplar kız evine yaklaştığında (gelin almaya geldik size) diye naralar atmaya başlar, gelin dualarla gelin alıcılarına teslim edilir, yine konvoy eşliğinde oğlan evine gelinir bu sefer naralar (gelin getirdik size) şeklinde atılmaya başlar, düğün sahibinden bahşişler alınarak gelinin önü açılır, gelin yeni evine girerken kaynanası tarafından mal mülk sözü alır, gelini kucağına bebek verilir ve gelin ve damadın başına evlilikleri bolluk, bereketli geçsin diye buğday, şeker ve paralar saçılarak dualar eşliğinde yeni evine girerler ve düğün sona erer.

Ayrıca köyden dışarıya giden gelin için gençlerin erkek tarafından aldıkları paraya toprak bastı denir. Düğün evinin belli olması için herkesin görebileceği yüksek bir yere veya direğe eskiden kırmızı bir yazma bağlanırdı, bu yazmanın yerini zamanla Türk Bayrağı almıştır. Düğünler kız evinin dışarı da olması şartlara ve tercihlere (dualı) göre yukarıda anlatımlar gibi tam yaşanmasa da genel hatlarıyla bu süreç yaşanır, eskiden bu gelenekler eksiksiz yaşanırken, günümüzde bazı adetler uygulamayabiliyor.

Sünnet Merasimleri ise köyde sünnet merasimleri de düğünler gibi katılımı yüksek ve şenlik içinde geçer, sünnet merasimi düzenleyen aileler çocukların ellerine kına yakar ve özel sünnet elbiselerini giydirirler, bazı aileler kına gecesi eğlencesi düzenler bazıları sadece mevlit okutur, eğlencelide olsa her halde mevlit okutulur, öğle namazına müteakip sünnet olacak çocuk ata bindirilip, köy içinde tekbirlerle dolaştırılarak evinin önüne getirilir, burada düzenlenen takı merasiminin ardından gelen misafirlere yemekler ikram edilir. Sünnet olacak çocuğun arkadaşlarına sağdıç denir, sağdıçlara ayrı okuntu dağıtılır, sağdıç aileleri de okuntuyu hazırladıkları özel tepsilerle sünnet evine götürürler, köyde Ayrıca sünnet olacak çocuğun kardeşi yoksa tek ise horoz kesilmesi de eski gelenekler arasındadır. kirve geleneği yoktur.

Cenaze Merasimleri ise  cenaze merasimleri dünyanın en eski merasimlerindendir. Köyde cenaze merasimleri İslam inancının Hanefi mezhebi gereklerine göre gerçekleşir, cenaze defnedilmesinin ardından ölen kişinin ruhuna 7’si, 40’ı ve 52′ sinde mevlit okutulur ve yemek verilir, ayrıca ölen kişinin üzerine kemer uzatılması, kadın mezarlarının derin kazılması ve yazma bağlanması ile mezarların üzerine su kabı bırakılması gibi adetler de vardır, mezarlık köye yaklaşık 1 km uzaklıkta dombay yatağı mevkiindedir, köyün kuruluş tarihi ile eski mezar taşları sayıları ele alındığında, köyün kuruluşundan önce de mezarlığın var olduğu anlaşılır, bir rivayete göre adının Hanefi mezarlığı olduğu da söylenir,

Gezek Geleneği; Sosyal dayanışmanın en güzel örneklerinden olan bu gelenek; Köyün angarya işlerinde çalışan işçilere köy sakinleri tarafından her hanenin sırayla hazırladığı yemeğe verilen addır.

Köy Hayırları; Yörede hayır geleneği çok yaygındır, nerden geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, halkın Allah’a şükretmek, toplumu kaza ve belalardan koruması ve bereketin artması için yaptığı bir gelenek olarak düşünülebilir. Bir başka adı da Dede Hayırıdır, köy sakinlerinden imkânı olanların öncülüğünde elinden gelen herkesin katkısıyla genellikle bahar veya yaz aylarında yapılan yemekli hayra verilen addır. Bağımsız yapıldığı gibi kuraklık dönemlerinde yağmur duasıyla da birleştirilip yapılır. Çevre köylerinde katılımıyla büyük bir organizasyona dönüşür, ayrıca bağımsız olarak (hacı – emeklilik – adak – şükür vb.) yemekli ve lokmalı hayırların yapılması da köyde yaygındır.

Kiriş Kaldırma; Eski bir gelenek olan kiriş kaldırma geleneği günümüzde artık yapılmamaktadır. köydeki bu gelenek, genellikle kurbandan sonra yapılan et yemeğine (tomta vb. yemekler bkz.) sokakta veya çevrede bulunan köy sakinlerinin önceden herhangi bir davet olmaksızın aniden çağırılarak verilen yemek ziyafetinin adıdır. özet olarak, kiriş kaldırma ağır bir iş olduğundan çağrılan kişinin istemese de komşusunu kırmamak için gittiğinde bir yemek sürprizi ile karşılaşması şeklindeki latife, güzel yanı kirişte çıkabilir yemekte..

Asker Uğurlaması Asker çağına gelen gençlerin askere gitmesinin belirlenmesi ile birlikte köyde yakın akrabaları başta olmak üzere isteyen herkes askere gidenleri davet ederek yemek ziyafeti verir, askerlik gününe yakın öğle yada cuma namazı sonrası cemaat ve köylülerin katılımı ile askerler önde köy halkı arkada kıbleye dönülerek imam askerlerin selameti için dua okur.

Oyunlar; Köyde Teknolojinin olmadığı dönemlerde, özellikle eski insanların oynadığı bazı oyun türleri; Danadös – Çelik Çomak – Yüzük Saklama – Dokurcun (zeka oyunu)

Köyün Başlıca Yemekleri:

Tarhana Çorbası Un ve yörede boy otu olarak tabir edilen kendine has kokusu olan bir çeşit ot ile yoğurt ve nohut değişik safhalardan geçirilip kurutularak yapılan lezzetli bir çorbadır. tarhana yapılırken komşular toplanır yardımlaşma ile yapılır,

Tirit gevrek olarak tabir edilen kurumuş ince yufka ile salçalı sos ve haşlanmış av hayvanları veya et ile yapılan yemektir.

Keşkek genellikle düğün ve derneklerde yapılan geleneksel bir yemektir.

Gatmer – Bükme – Gözleme – Bazlama Yörede çok yaygın olarak yapılır. Hamur içerisinde ıspanaklı, otlu, Peynirli ve kıymalı olarak saçta pişirilir, ayrıca sade yağlı olarak yapılana da Akıtma denir

Çörek Pidesi Bir çeşit susamlı pidedir, yörede Sarıbeyler nahiyesine has olduğu bilinir köyde de yaygın olarak yapılır, ramazan ayının bir bölümünde yapılması adet haline gelmiştir, muhafazası uzun sürelidir.

Börülce bir sebze türüdür, mevsimine göre çok yaygın ve tüketilen bir yemektir.

Topalak Aşı bulgur, un ve kıyma yoğrularak sıkıştırılması ile adı üzerine top haline getirilerek nohutlu yapılan sulu bir yemektir.

Tomta Kemikli et haşlamasının yerel adıdır.

Tatala Et Közlemesi

Höşmerim Balıkesir iline ait olan bu tatlının köyde yapımından çok hazır tüketimi daha yaygındır.

Hoşaf Yaş veya kuru meyvenin şekerli suyla kaynatılmasıyla yapılan bu tatlı içeceğin bir diğer adı da Kompostodur. Mevsimine göre değişik meyvelerden yapılan hoşaf konservelenir.

Kara Helva İrmikten yapılan bir çeşit helva tatlısıdır. adını renginin koyu olmasından dolayı almıştır.

Pelte Pirinç unuyla yapılan jöle türü eski bir tatlı çeşididir.

Köydeki Bazı Batıl İnançlar:

Öldürülen bir yılanın ağaca asılmasının yağmur getireceğine inanılması
Bebeğin üstünden adımlamanın bebeğin küçük kalacağına inanılması
Göz seyirmesi bir kötü olayın olacağına.
Düşülen yere veya güzel bir çocuğa nazar değmesin diye tükürülmesi.
Kesilen kurban kanının özellikle çocukların alnına sürülmesi.
Baykuş ötmesinin kötü haber veya olay olacağına işaret olduğuna inanılarak, baykuşun konan evden kovulması.
Kelebek türü, halk arasında muştu böceği denilen böceğinin geldiği eve kısa bir süre içinde iyi haber yada misafir geleceği.
Yola, gurbete gidenin arkasından su dökmek.
Yeni alınan bir şeye kırmızı bez bağlamak.
Kumru kuşu etinin yenmemesi.
Yakın zamana kadar felç geçirene cin çarptı sanılması.
Ceviz ağacının altında uyumanın hastalık getireceği.
Köpek ulumasının hayra yorulmadığı.
Ekmeğin ters vaziyette bırakılmaması.
Çocuğa nazar değmesin diye elbiseden koparılan bir parçanın çocuğa bırakılması.
Karınca yuvasının üzerinde uyunulmasının iyi olmayacağı.
Kırkı çıkmamış bebeğin yalnız bırakılmaması.
Gece sakız çiğnemenin ölü eti çiğneme ile eşdeğer olduğu.

Geçe tırnak kesmenin doğru olmayacağı.
Hayvandan sağılan süte nazar değmemesi için ot vb. şeylerin atılması.
Cenazenin üzerine kemer uzatılması.
Mezarlara su kabı bırakılması.
Kadın mezarlarına yazma bağlanması ve derin kazılması.
Tarladaki keleğe bakıldığında, göz değerek büyümeyeceğine inanılması.
Kavak ağacının yaprağını geç dökmesinin kışın sert geçeceği şeklinde yorumlanması.
İncir ağacından düşenin kolay iyileşmeyeceği ve hasar kalacağına inanılır
Yeni doğan bebeği kırkı çıkana kadar büyüdüğünde teri kokmasın diye tuzlu suda yıkamak, tuzlamak.
Gelinin kucağına yeni evine girerken bebek verilmesi.

 

Kaynak

12745560_644017189071112_2439458581513410733_n (1)

Diğer Gelişmeler

Balıkesir Saat Kulesi

Balıkesir Saat Kulesi, 1829 yılında Giritli Mehmet Paşa tarafından İstanbul Galata Kulesi’nin benzeri olarak silindir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir